Você está na página 1de 10

CEMAL ŞENER YAZDI:ALEVİLER’İN ETNİK KİMLİĞİ - İlk Kurşun Gazetesi Page 1 of 10

CEMAL ŞENER YAZDI:ALEVİLER’İN


ETNİK KİMLİĞİ

Haberler
14 Ocak 2010

ALEVİLER,KÜRT MÜ? TÜRK MÜ?

Alevilik, Sünnilik, Hıristiyanlık, Musevilik, Katolik, Ortodoks vs. ayrımları dinsel


ayrımlardır. Türk, Kürt, Ermeni, Arap, Arnavut vs. ayrımlar ise etnik ayrımlardır.

Aleviler’in dinsel kimlikleri gibi etnik kimlikleri de konu ile ilgili araştırmacıları oldukça
ilgilendirmiştir.

Martin Van Bruınessen de bunlardan birisidir. “Alevi Kürtler’in Etnik Kimliği Üzerine
Tartışma”(1) başlıklı yazısında Bruınessen şöyle yazıyor:“Ritüel dili olarak neredeyse
tamamen yalnız Türkçe kullanan ve hatta çoğu Türkçe aşiret adlarına sahip olan Kürtçe
ve Zazaca konuşan Aleviler’in varlığı bir çok yazarın izahat kabilinde hayal gücünü
meşgul etmiş bir vakadır. Hem Türk, hem de Kürt milliyetçilerinin bu grupların muğlak
kimliklerini kabul etmekte güçlükleri olmuş ve bunlar sıkıcı ayrıntıları örtbas etmeye
çalışmışlardır.”

Bruınessen’in yukarıda yazdıklarından şu sonuçlar çıkıyor: a) Kürtçe ve Zazaca konuşan


Aleviler’in neredeyse tamamı ibadet dili olarak Türkçe konuşuyorlar; b) Kürtçe ve Zazaca

http://www.ilk-kursun.com/2010/01/cemal-sener-yazdialeviler’in-etnik-kimligi/#more... 14.01.2010
CEMAL ŞENER YAZDI:ALEVİLER’İN ETNİK KİMLİĞİ - İlk Kurşun Gazetesi Page 2 of 10

konuşan Aleviler’in çoğu Türkçe aşiret adları taşıyorlar; c) Kürtçe ve Zazaca konuşan
Aleviler’in bu ikili kimlik belirtileri Kürt milliyetçileri ve Türk milliyetçilerinin kendilerinin
kaygıları yönünde ilgisini çekmiştir.

Bu yazılanlardan bazı çıkarsamalar yapmak gerekirse; Aleviliğin Türkler’le tanışması


İslam’la tanıştığı yıllara yani 10.-11. Yüzyıla dayanır. Demek ki bu kitle Alevilik’le tanıştığı
yıllarda Türkçe konuşuyormuş. Ritüel dili yani ibadet dili o yıllardan kalmış olabilir. Daha
sonra Kürtçe ya da Zazaca öğrense de Türkçe’nin yerini alamamış. Türkler’in
Anadolu’daki Osmanlı ile ilişkileri düşünüldüğünde Osmanlı’nın Kürdü ya da Ermeni’yi
Türkleştirmesi olasılığı yok. Tam tersine Osmanlı Türk ve Alevi karşıtı olduğu için Alevi
Türkmen malını kurtarması için Kürtçe ya da Zazaca konuşan bölgeye sığınması daha
büyük olasılıktır. Bruınessen’in Kürtçe ve Zazaca konuşan Aleviler için “muğlak kimlik”
nitelemesi bu durumdan kaynaklanıyor olabilir.

Araştırmacı bu kesime; Muş, Varto ve Hınıs bölgelerinde yaşayan; Kurmanci konuşan


Hormek Aşiretini, Zazaca konuşan Lolanlılar’ı saydıktan sonra bunlara; Dersim Şeyh
Hasan Aşireti ile akraba olduklarını kabul eden Koçgiri Aşireti’ni de ilave ediyor.

Bruınessen; Tunceli yöresindeki Aleviler’in dinsel ayinlerde kullandığı dille ilgili olarak ise;
“Bununla birlikte daha özgül Alevi dinsel adetleri Dersimliler’i, Alevi Türkler’e yakınlaştırır.
Gülbank ya da nefeslerinin çoğu Türkçe’dir; Ve 1920’den önce de kesinlikle öyleydi.”
Dedikten sonra bu dediklerine tanık olarak Dersim bölgesini iyi bildiğine inandığı iki kişiyi
gösteriyor. Nuri Dersimi ve; “Erzincan Valisi olan ve bölgeyi çok iyi bilen Ali Kemali’ye
göre, hiç Kürtçe gülbank yoktur” diyor.

Bruınessen; “Dersim Alevileri’ni Türkler’e yakınlaştıran bir diğer adet, merkezi Hacı
Bektaş Tekkesi ile olan ilişkilerdir” diyor. Hacı Bektaş’ın araştırmacı Molneux-Seel
(1914:66) tarafından da Dersim dışındaki en önemli hac merkezi olarak gösterilmiştir
diyor. Buna ek olarak da; “Bununla birlikte Batı, Dersim’deki üç küçük seyit soyu, Ağuçan,
Derviş Cemal ve Sarı Saltuk Hacı Bektaş’ca tayin edilen halifenin neslinden geldiklerini”
söylüyor.

Osmanlı belgelerinde Cevdet Türkay’ın(2); “Konar-göçer Türkmen Erkadi taifesinden,


“göçmen Türkmen Kürtler” olarak yani Kürtleşmiş Türkler’den sözetmesine de değinen
Bruınessen; Dersim’in kimliği ile ilgili olarak şu tesbitleri de yazıyor:

“Dersimliler’in nereden geldikleri sorusunu akla getiren ve hem resmi tarih ekolüne bağlı
olanlar, hem de liberaller olmak üzere, bir çok Türk akademisyence bu soruya verilen
cevap, bunların Kürtleştirilmiş (ya da Zazalaştırılmış) Kızılbaş Türk aşiretleri olduğudur.
Bu varsayım o kadar mantıklı görünür ki bazı Batılı akademisyenlerce de hiç
sorgulanmadan kabul edilmiştir. (Örneğin Mélikof 1982, a:145).

Bruınessen; Dersimliler’in nereden geldiği varsayımında; bunların Kürtleştirilmiş veya


Zazalaştırılmış Kızılbaş Türk aşiretleri denmesinin Osmanlı belgelerinde olduğu gibi Batılı
akademisyenlerce hatta kendi kanaatimce; “Bu varsayım o kadar mantıklı görünür ki”
demesi ciddiye alınmayacak tesbitler değildir.

Bruınessen, “Yüzyıllar boyunca izleri sürülebilecek olan bazı aşiretler dillerini Türkçe’den
Kürtçe’ye ya da tam aksi şekilde değiştirdiler; bu aşiretlerin mensuplarının
kompozisyonları da zamanla kaymış olabilir” dedikten sonra; “yalnız bir tek büyük Dersim
aşiretinin, Balaban’ın Türk olduğu, Yörükan taifesinden olduğu söylenir. Balaban
aşiretinin Zazaca konuşmasına rağmen, bugünkü komşularının kabul eder göründükleri
bir ad” diyor.

http://www.ilk-kursun.com/2010/01/cemal-sener-yazdialeviler’in-etnik-kimligi/#more... 14.01.2010
CEMAL ŞENER YAZDI:ALEVİLER’İN ETNİK KİMLİĞİ - İlk Kurşun Gazetesi Page 3 of 10

Bu tespitten de; Balaban aşiretinin Türk olduğu, Alevi olduğu ama buna karşın Zazaca
konuştuğu anlaşılıyor. Yani; Zazaca’yı sonradan öğrenen bir Türk aşireti olduğu savı
doğrulanıyor.

Bruınessen; konu ile ilgili yazısına, araştırmacı Taylor’dan da saptamalar almış. Yazıda
deniyor ki; “Taylor’a (1868:318) Halihazırda Şeyh Hasan Aşireti’nin aslen Horasan’dan
olduğu ve Dersim’e yakın zamanda Malatya yakınındaki Alacadağ bölgesinden geldiği
söylenmiştir.”

Taylor’un verdiği bu bilgi başka kaynaklar tarafından da doğrulanıyor. Şeyh Hasan’ın


Arapgir Onar köyünden Dersim’e geldiğini ve halen köyünün yaşadığını köydeki belge ve
bilgilerin bunu doğruladığı biliniyor. Başka bir şey de biliniyor. Dersim’de Zazaca konuşan
Şeyh Hasan Aşireti’nin Malatya’daki köyünde Zazaca konuşan bir tek kişi yoktur. Bu da
Zazaca’nın sonradan öğrenildiğini gösterebilir.

Yazının devamında Bruınessen “Yalnızca Şeyh Hasan değil, ama bazı başka Dersim
aşiretleri (İzol, Hormek ve Şadilli) de, temel seyit soyları Kureyşli ve Bamasoran gibi
yüzyıllarca önce Horasan’dan gelmiş olduklarını iddia ederler” diyor.

Bruınessen; Kürtçe veya Zazaca konuşan Alevi aşiretlerinin kökeninin Kürt veya Zaza
olduğu tezini savunanlara hatta onların Horasan’dan geldiklerinden beri Zazaca ya da
Kürtçe konuştukları iddiasına karşın şöyle yazıyor:“Horasan Aleviler’in anayurdu olarak
bilinir. Dersimi (N. Dersimi) bunun yanısıra, bu aşiretlerin bölgeye vardıklarında halen
Zazaca konuştuklarını, hatta kendi zamanında bile sözde seyitlerin Türkçe
konuşmadıklarını vurgular” dedikten sonra bu yaklaşımın; “Bu aşiretlerin Türk olduğunu
iddia ederek teyit için Horasan bağlantısını gösteren” düşüncelere karşı bir tepkisel
tavırdır” diyor ve sonra 1930’larda bile birkaç aşiretin kendilerini Moğol işgalinden önce
Doğu Anadolu’ya gelen askeri bir macera olan Celalettin Hazemşah’ın askerlerinin
ardılları olduğu söylenir. 1930 yıllarındaki bir Türk istihbarat raporundan şöyle sözediyor:
“Pülümür bölgesindeki yaşlı erkeklerin hala Celalettin Harzemşah’a dair efsaneleri
hatırladıklarını Büyük Baba Dağı’nın onun mezarı olarak sayıldığını ve bu yüzden aynı
zamanda Sultan Baba olarak da bilindiğini kaydeder” diyen Bruınessen bu olayın doğru
olup olmadığı konusunun tartışmalı olduğunu yazadursun, Pülümür kökenli dikme dede
Pir Ahmet Dikme 1999 Kasım’ında “Haykırıp Duyuramadıklarım”(3) adını verdiği kitapta
konu ile ilgili bakın ne yazıyor:“Moğolların baskılarına dayanamayarak yurdunu terk
etmek zorunda kalan Muhammet oğlu Celalettin Harzemşah’ta yer yer çarpışarak, batıya
doğru ilerler ve bir çatışmada yaralanır. Yaralı olarak dostu ve sırdaşı olan Şeyh Hasan’ın
yanına gelir ve orada bir Kürt tarafından öldürülür. Öldürüldüğü haberini alan 2. Alaattin
Keykubat şöyle der:“Celalettin Harzemşah bir Kürt babayiğidinin elinde can verdi. Allaha
hamdü senalar olsun.” (Bilal Aksoy, Tarihsel Süreç İçerisinde Tunceli, s. 134-135) diye
aktardıktan sonra Pülümür’lü dede Pir Ahmet Dikme şöyle yazıyor: “İşte bu şekilde
öldürülen Celalettin Harzemşah, bizdeki kaynaklara göre, beraberindeki oğlu Mehmet’i
Şeyh Hasan’a emanet eder. Şeyh Hasan evvela saygı duyduğu dostu Celalettin’in
naaşını götürüp Dojik Dağı’nın zirvesine defneder ondan sonra da Celalettin’in oğlunu
kendi himayesine alır, üç dört yıl sonra da Mehmet’i kendi kızı ile evlendirir.”

Harzemşahlar’ın Türkistan’dan gelen Türkmen boylarından Beydilli Türkmen aşiretine


mensup bir kol olduğu da bu yazılanlara eklenirse durum daha açıklık kazanabilir. Pir
Ahmet Dikme işte bu tarihsel alt yapıyı bilerek kalkıp şöyle yazabiliyor:“Munzur dediği
dağın güney yakasında bir tek Kürt yoktur. Orada yaşayan Şeyh Hasan Aşireti tamamen
Horasan kökenli Türkmenler’dir. Daha doğuya, Pülümür’e doğru gelindiğinde ise, Areli,
Lolanlı, Şahvelanlı, Kemanlı, Çerekanlı ve daha bir çok aşiret oturmaktadır. Bu
aşiretlerden hiç biri Kürt değildir. Tamamı Türk kökenli aşiretlerdir. Ben bu konuyu her
platformda tartışmaya hazırım” diyor 1937 doğumlu bugün 65 yaşında olan Pir Ahmet
Dikme Dede.

http://www.ilk-kursun.com/2010/01/cemal-sener-yazdialeviler’in-etnik-kimligi/#more... 14.01.2010
CEMAL ŞENER YAZDI:ALEVİLER’İN ETNİK KİMLİĞİ - İlk Kurşun Gazetesi Page 4 of 10

Bruınessen; Bingöl, Muş, Varto’da yaşayan çoğu Hormek, Lolan ve Balaban aşiretine
mensup Aleviler için “Kendilerini Kürt addetmeye daha az meyillidirler” dedikten sonra
geleneksel düşmanları, hem milliyetçi, hem Sünni Kürt nitelikli Şeyh Sait İsyanı’nda yer
aldıkları zaman bu aşiretler, özellikle Hormek ve Lolan Kürtlere karşı çıkarak Kemalist
hükümetle kaderlerini birleştirdiler. (Ş.Fırat 1570-1945)” Bu aşiretlerin önde gelenlerinin
kendilerini tanımlama biçimi için ise; “Bu aşiretlerin egemen seçkinlerinin bir kısmı, en
azından 1930’lardan bu yana kesin olarak kendilerini Türk olarak tanımladılar” diyor.

Bruınessen; Jandarma Genel Komutanlığı tarafından hazırlanan bir raporda şu bilgilerin


yer aldığını yazıyor:“Zaza Aleviler’e gelince:Bunlarda mezhep ve ibadet dili Türkçe’dir.
Ayinlere iştirak edenler Türkçe konuşmak mecburiyetindedir. Bu mecburiyettir ki Alevi
Zazalık asırlardan beri ihmal edildiği halde Türklük’ten pek de uzaklaşmamış Dersim
Alevileri arasında cevap istememek şartı ile Türkçe meram anlatmak mümkündür.”
dedikten sonra raporda 20-30 yaşlarından yukarı olanlarla Türkçe ile anlaşmak mümkün
iken 10 yaşından küçük çocuklarla Türkçe konuşmak imkanı ortadan kalkmak üzeredir
dendiği yazıyor. Raporun sonlarına doğru ise; “Bu netice Dersim Alevi Türkleri’nin de
benliklerini kaybetmeye başladıklarına ve ihmal edilirse günün birinde Türk dili ile
konuşana tesadüf edilemiyeceğine delildir” diye yazıyor.

Bruınessen’in yazdıklarından ve Jandarma Genel Komutanlığı raporundan çıkan sonuç;


Türkçe’nin unutulduğu onun yerine Zazaca veya Kurmanci’nin hakimiyet kurduğudur.
Demek ki; Aleviler önce Türkçe biliyorlar. Türkçe’nin yerini zamanla Kürtçe ya da Zazaca
alıyor. Bu durum, Türk Tarihi, Osmanlı Alevi İlişkileri, Osmanlı Kürt ilişkileri ile de koşut
sayılır. Osmanlı’da kuruluş yıllarında Türkmen ağırlığı vardı. Bu Fatih Sultan Mehmet
dönemine kadar devam etti. Dönme-Devşirme geleneği Osmanlı’da hakim oldukça
Türkmen düşmanlığına koşut olarak Alevi düşmanlığı da arttı. Türkmen’in önünde iki yol
vardı. Ya Sünnileşip ümmetçileşecekti veya “Katli vacip”ti. İşte Osmanlı’ya karşı bitip
tükenmeyen Celali Ayaklanmaları böyle başladı. Merkezi otoritenin güçleri karşısında
yenilen Türkmen’in canını kurtarmak için tek yol kalmıştı. Kuş uçmaz kervan geçmez dağ
köylerine yerleşmek, Türkçe’yi derhal unutup Kürtçe ya da Zazaca’yı öğrenip canını
kurtarmak. İşte Horasan Türkleri’nin Kürtleşme macerası böyle başlıyor.

Bruınessen, yazısının bir yerinde; “Taylor’a göre Dersimliler aslen pagan bir Ermeni
neslin ardıllarıdır” diyor. Bu iddiaya göre ise, Dersimliler Ermeni’dir anlamı çıkıyor.
Dersim’de Doğu Anadolu’nun çeşitli yörelerinde olduğu gibi Türkler’in gelmesinden önce
çeşitli Hıristiyan topluluklar yaşıyordu. Bunları Türkler gelince hemen sihirli bir güç ile
yokedecek değillerdi. Bu farklı kültürler yüzyıllarca yan yana yaşadı. Birbirini karşılıklı
olarak etkilediler. Ve bu süreç günümüze dek geldi.

Alevilikte dedelik, ocak geleneği ile yaşar. Babadan oğula geçerek yaşar. Sahte dede
veya ocakzadeler türemediği sürece dede ocaklarının bozulma şansı çok azdır. Bu
nedenle Dersim bölgesinde dede ocaklarının tümü kendilerinin Horasan’dan gelen
Türkmen Aşireti olduğunu savunur. Dede ocaklarının Ermeni veya Kürt olma olasılığı hiç
yok denecek kadar küçük bir olasılıktır. Ama çeşitli tarihsel karmaşa dönemlerinde
Hıristiyan topluluklar Ermeni, Kafkas, Rum, Rus vs. Dersim’e veya herhangi bir Alevi
yerleşmeye yerleşmiş olanların yanına sığınmış olabilir.

Nitekim nüfus sayımlarına baktığımızda örneğin 1885 nüfus sayımlarında Dersim’e bağlı
Mazgirt kazasında; 32.998 kişinin, 22.177’sini Müslüman kesim oluştururken, 10.637
kişiyi Ermeni Gregoryanlar oluşturuyor.

Araştırmacı Ali Kaya; Dersim Tarihi(4) adlı kitabında; İbni Batuta’nın 1333-34 yıllarında
Kuzey Dersim’e uğradığında iki Türkmen kabilesi olan Karakoyunlu ve Akkoyunlular’ın
birlikte Moğollar’la sürekli savaştıklarını belirtiyor.(s. 125) Bu kalıntıları bugün Dersim
yöresinde mezar taşlarındaki koç resimlerinde izlemek mümkün. Yine Ali Kaya aynı

http://www.ilk-kursun.com/2010/01/cemal-sener-yazdialeviler’in-etnik-kimligi/#more... 14.01.2010
CEMAL ŞENER YAZDI:ALEVİLER’İN ETNİK KİMLİĞİ - İlk Kurşun Gazetesi Page 5 of 10

araştırmasında; “Alaattin Keykubat Bağın’ı ziyaretinde Şeyh Mansur’a bir secere


vermiştir. Bu secere, Mazgirt ilçesinin Şöbek köyünde Seyyit Cafer oğullarının evinde
muhafaza edilmektedir. Secere ile ilgili ise okuyucuya şu bilgiyi vermektedir:“Bu secerede
12 aşiretin Türk aşiretleri olduğu söylenmektedir. Bunlardan Hıran (Cafer’in kardeşi olup
Ali dost oğullarıdır) Koçgiri, İzol aşiretlerinin yanı sıra Hormek aşiretinin de Şöbek
köyünde oldukları söylenmektedir” diyerek Ali Kaya bu konuda verilen bilgileri
doğrulamaktadır

KOÇGİRİ AŞİRETİ,KÜRT MÜ? TÜRK MÜ?

Alevilik araştırmaları denilince İréne Mélikoff(5) adından söz etmemek olur mu?Peki bu
konuda Prof. Mélikoff ne düşünüyor?Melikoff’a göre; Kürtçe ya da Zazaca konuşan
Aleviler Kürt ya da Zaza mı?Yoksa Türk mü? Bakalım bu konuda Mélikoff ne yazmış.

“İlk Safeviler’in taraftarlarının adı olan, fakat giderek horlayıcı ‘asi zındık’, hatta ‘Kürt’
anlamlarına gelmeye başlayan Kızılbaş deyiminin yerini, oldukça yakın bir tarihte Alevi
sözü almış bulunuyor. Bununla birlikte, Aleviler’in büyük bölümü Türk olduğu halde
günümüzde Alevi deyimi de aynı anlama doğru çekilmektedir.”

Türk sözünün kaba, küçültücü, yaban, köylü anlamı üstüne dururken “İslama girmiş,
Müslüman olmuş, Selçuklu hanedanı gibi, kültürü İran’lılaşmış kentli Türk ile, henüz
İslamlaşmamış veya yeterince İslamlaşmamış göçer ya da yarı göçer Türk arasındaki
uyuşmama dolayısıyla birincisine Müslüman; ikincisine ‘Türk’ denmiştir” diyor.

Bugün Erzincan, Sivas, Elazığ, Muğla-Ortaca gibi yerlerde Sünni Türk’e Türk denmesi
ama aynı yöredeki Alevi Türk’e “Kürt” denmesi bu örnekleri anımsatmıyor mu?Ama
Ege’deki Alevi ise kendini tanıtırken Alevi kelimesini kullanmadan “Türkmenim” diyor.

Mélikoff; sosyal anlamda kullanılan Türk ve Kürt sözcükleri için düşüncelerini şöyle
sürdürüyor:“Nasıl Kaşgarlı Mahmut’un gösterdiği gibi, tat sözcüğü Müslüman olmayan
Uygur’u belirtiyor idiyse, Türk de İslamlaşmamış olana deniyordu” diyor ve devam ediyor:
“Bu sözcüğün etnik anlamda değil, sosyal bir anlamda kullanıldığı açıktır. Aynı olgu
bugün de belli bir ölçüde etnik olmaktan çok, sosyal bir ayrım anlamı ile kullanılan; ve
aşiret bağları hala canlı, cemaat dışı bir İslam inanışı ile belli bir yaşam tarzını
sürdüregelen Anadolulu anlamında “Kürt” deyimi ile karşımıza çıkar” dedikten sonra
Kürtçe konuşan Alevilerin nitelendirilmesine geliyor. Mélikoff diyor ki;

“Araştırmalarım beni Kurmancı denen ve Kürtler olarak tanınan insanlar arasında


kalmaya götürdü. Töreleri Orta Asya’ya kadar uzanan Türk töreleri idi. Ölümle ilgili
adetler… Al inanışı… Türklerin On iki hayvanlı takvimlerine eski yeni yıl bayramları olan
Hızır bayramının kutlanması vb. Sorduğumda, kaynaklarımdan biri bana, ‘Soy olarak biz
Kürt değiliz, fakat inançlarımız dolayısıyla eza gördük, dağlara sığındık, Kürtlere karıştık
ve Kürtler olarak adlandırıldık’ dedi.”

Mélikoff bu sözü söyleyen kişinin hangi aşirete mensup olduğunu ise şöyle yazıyor:

“Bunu söyleyen, bir çok ayaklanmada etkinliği bulunan tanınmış Kürt aşireti
Koçkırı’lardandı. Artık aramızda bulunmayan Ömer Lütfi Barkan’a şüphelerimden
sözettiğim zaman, bana Koçkırı adının, dil yönünden Türkçe olduğunu ve Akkoyunlu,
Karakoyunlu vb. adlandırmalarla karşılaştırılabileceğini işaret etti. Bunlar, sahip olunan
sürülere göre verilmiş, Türk aşiret adlarıdır” diyor.

Ord. Prof. Dr. Ömür Lütfi Barkan sosyal bilimlerde sosyal tarihte, Osmanlı tarihi
konusunda ciddiye alınması gereken bir bilim adamıdır. Prof. Dr. İréne Mélikoff konu ile

http://www.ilk-kursun.com/2010/01/cemal-sener-yazdialeviler’in-etnik-kimligi/#more... 14.01.2010
CEMAL ŞENER YAZDI:ALEVİLER’İN ETNİK KİMLİĞİ - İlk Kurşun Gazetesi Page 6 of 10

ilgili bulgularını düşünüp taşındıktan sonra bir anlamda hocası ile birlikte yorumluyor ve
şu sonuca varıyor:

“Sonuç olarak, bu boylara verilen ‘Kürt’ adı, Alevi Kürtler’de bulunmakla birlikte, onların
tümünün Kürt kökenli olması gerektiğini göstermez. Kürtler’in çoğu Şafii mezhepten
gerçek Sünnidirler. Aleviler’e takılan ‘Kürt’ lakabı ancak sosyal bir değer taşır, belli bir
yaşam biçimini gösterir, resmi Sünniliğe uymayan, aşiret adetleri hala canlı olan ve kendi
içlerine kapanmış olarak yaşayan cemaatleri ifade eder” diyor.

Yani Mélikoff, sosyolojik olarak bir Kürt’ün de Alevi olma olasılığına karşın, Koçgiri
aşiretinin Kürt olmadığını, Türk kökenli Kürtçe’yi sonradan öğrenen bir Türkmen aşireti
olduğunu söylüyor.

Koçgiri konusunda araştırması olan tarihçi Baki Öz’de bu konuda Ömür Lütfi Barkan ve
İréne Mélikoff’u doğrulamaktadır. O da araştırması sonucu; Koçgiri aşiretinin Orta
Asya’dan Anadolu’ya gelen bir Türkmen aşireti olduğunu esasen İzolu olduklarını
Dersim’den buraya yerleştiklerini Şeyh Hasan aşireti ile akrabalık ilişkilerinin
bulunduğunu sonradan Kürtleşen bir Türkmen boyu olduklarını yazıyor.(6)

GÖKALP’TEN ÖCALAN’A

(TÜRKMENLER’İN KÜRTLEŞMESİ)

Kürtçe ya da Zazaca konuşan Türkmenler’in varlığını yadsıyanlar arasında Türkmen


aşiretlerinin Kürtleşmesi gerçeğini kabul etmeyen bir anlayışa sahipler. Bu düşünce
sahipleri Kürt aşiretlerinin Türkleşmesini kabul ederler. Ama tersini Türk aşiretlerinin
Kürtleşmesini kabul etmezler. Türkmen aşiretlerinin Kürtleşerek Zazaca ya da Kurmanci
öğrenerek varlıklarını sürdürdüklerini kabul etmezler. Onların aslında Kürt ya da Zaza
olduklarını varsayarlar.

Halbuki bu olay tarihte çeşitli olaylarda olduğu gibi sosyolojik olarak mümkündür. Çeşitli
millet ve milliyetlerin tarihte sıkça dil değiştirdikleri görülmüştür. Resmi dilleri İngilizce olan
Hindistan, Pakistan hiçbir zaman İngiliz olmamışlardır. Tarih boyunca Türkler’de çok dil
değiştirmişlerdir. Dil değiştirmek milliyetini de değiştirmek anlamına gelmez.

Ziya Gökalp(7); “Türkmenler’e dair yaptığım tetkikatten çıkan neticeye göre, bir çok
yerlerde Türkmen aşiretleri Kürtleşmiştir. Mesela Diyarbekir’de Karacadağ’da yaşayan
“Türkan/Terkan” (Kürtçe:Türkmenler) aşiretinin bütün fertleri Oğuv ilinin Beydili boyuna
mensup halis Türk olduğunu bilirler. Bununla beraber, Türkçe’yi unutarak onun yerine
Kürtçe’yi ikame etmişlerdir. Bu aşiretlerden Karakeçili aşireti ise, Osmanlılar’ın ecdadı
Kayı boyu ile akrabalık iddiasında bulunmakla beraber kendilerini Kürt
zannetmektedirler.”

Ziya Gökalp bu konuya ilişkin adı geçen kitapta sayısız örnek vermektedir. Bir örnekte de;
“Yine Siverek’te Bucak isminde bir nahiye vardır. Ki Zazaca konuşur. Halbuki Lazkiye’de
Bucak ve Bayır ismindeki nahiyeler Türkçe konuşur” diye yazıyor.

Ziya Gökalp’in bu konudaki tespitlerine yıllarca karşı çıkan, savaş açanlar bakın şimdi
neler yazıyorlar. Aşağıdaki yazılanlar da Abdullah Öcalan’ın(8) savunmasından;
“Türkmen akınlarının XI. Yüzyılda Kürtler’in yoğun yaşadıkları coğrafyaya akın etmeleri iki
halk arasında yoğun bir kaynaşmaya yol açtı. Kürtler’in nisbeten yerleşik konumları bu
yüzyıllarda daha çok Türk boylarının erimelerine yol açıyordu.” diyen Öcalan yazının
devamında; “Türk üst tabakaları, yerel siyasal kültürle bütünleşip çoğunlukla hakim
olurken, alt tabaka daha çok Kürtler içinde erimeyi yaşıyordu” açıklamasında bulunuyor.

http://www.ilk-kursun.com/2010/01/cemal-sener-yazdialeviler’in-etnik-kimligi/#more... 14.01.2010
CEMAL ŞENER YAZDI:ALEVİLER’İN ETNİK KİMLİĞİ - İlk Kurşun Gazetesi Page 7 of 10

Türk basınında “Kürtleşmiş Türk” ya da “dağlı Türk” ifadelerine Kürtçülük adına yıllarca
karşı çıkıp dalga geçenlere bakın Öcalan Türkler’in Kürtleşmesi’nde olduğu gibi ne cevap
veriyor:“Kürt-Türkü veya Türk Kürdü böyle oluşuyor. Belirgin bir özellik olarak bunu
sürekli göz önüne getirmek, sağlam objektif değerlendirmeler için büyük önem taşır. Türk-
Kürt kardeşliğine böyle bilimsel yaklaşmak büyük önem taşır.”

Bugüne kadar Ziya Gökalp ya da o çizgide bu konuyu savunanlara ırkçı, Türkçü vs.
diyenlere karşı Öcalan artık “Bilimsel yaklaşım” adını veriyor.

Böylece; Kürtçe ya da Zazaca konuşan Aleviler’in süreç içinde bu dilleri öğrenebildiği


onların aslen Türkmen olabilecekleri en azından sosyolojik olarak kabul edilebilmelidir.
Kürt meselesini en radikal bir söylemle savunan Abdullah Öcalan bile bu tesbitlere
katılıyor.

ALEVİLER’İN COĞRAFİ DAĞILIMI

Ülkemizde değişik milliyetlere mensup Alevi ve Bektaşiler’den söz edebiliriz. Örneğin;


Orta Anadolu; Tokat, Çorum, Amasya, Yozgat, Hacıbektaş ve çevresi Türkçe konuşan
Aleviler’den oluşur. Ege, Marmara ve Trakya’da son yıllardaki göçleri saymazak Alevilik;
Türkmenler’den oluşuyor. Akdeniz Toroslar’daki Aleviler de Türkmenler’den oluşuyor.
Trakya ve Balkanlar’da Türk Alevileri’nin yanı sıra Arnavut ve Boşnak kökenli Alevi
Bektaşiler’le az da olsa Bulgar ve Rum Alevi ve Bektaşiler’den de söz edilebilir.

Zazaca ve Kürtçe konuşan Aleviler’den söz edince esas olarak Doğu ve Güneydoğu
Anadolu’nun batısı anlaşılmalıdır. Doğu Anadolu’da Sivas, Erzincan, Tunceli, Elazığ, Muş
-Varto-Hınıs, Erzurum, Kars, Malatya’daki Aleviler Türkçe’nin yanında Zazaca ve Kürtçe
de biliyorlar. Ama bu yöredeki Alevilerin 60 yaş ve üstündeki kesim kendisini Kürt ya da
Zaza diye ifade etmiyor. Kendisini Türk olarak ifade ediyor. Kürtçe ya da Zazaca’yı
sonradan öğrendiğini belirtiyor. Alevi anne babadan doğup kendini Kürt ya da Zaza
olarak ifade eden kesim ise genç kesimdir. Onların Kürtlüğü ya da Zazalığı siyasi Kürtlük
ya da Zazalık olarak kabul edilebilir.

Maraş-Elbistan, Pazarcık ve çevresindeki Aleviler ise Türkçe’nin yanı sıra Kurmanci


konuşurlar. Ama bunlarda dinsel törenlerde Türkçe ayin yaparlar. Elbistan, Pazarcık,
Kürecik, Adıyaman’ın bazı ilçelerindeki Aleviler Kürtçe konuşur. Ama bunlar da Kürtçe’yi
sonradan öğrenen Türkmen boylarıdır.

Bunlar dışında Türkiye’de Hatay, İskenderun, Adana ve Mersin civarında yerleşmiş Arap
Aleviler’den söz etmek gerekir. Bunlar Aleviliği benimseyen ve kendilerini etnik olarak
Arap olarak ifade eden toplumsal kesimdir. Ama bu konuda da farklı görüşler vardır. Arap
Aleviler’in Abbasiler döneminde Araplaşan Türkmenler olduğu ifade edilir.

Alman Feldmareşal Moltke, Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde Doğu


Anadolu’nun bir çok yerlerini gezer ve gözlemlerini “Türkiye Mektupları”(9) adlı kitapta
topladı. Konumuzla ilgili bir gözleminde General Moltke 6 Nisan 1838’de yazdığı
mektupta bazı kesimlerce Kürt-Alevi olduğu iddia edilen Maraş ve yöresinde yaşayan
Alevi aşiretleri için bakın ne yazıyor.

“Pazarcık ovasını geçtik. Bu ovada üç Türkmen kabilesi:Atmalı, Kılıçlı, Sinemili’ler


konaklamıştı. Bu üç kabile halkı 2000 çadırda oturuyordu. Reşit Paşa, en nüfuzlu Kürt
beylerinin akıllarını başlarına getirdikten sonra bu Türkmenler’de hükümete karşı olan
sevgi ve bağlılıklarını ilan etmişlerdi ve 400 kese akçelik (20.000 florin) bir salyana (yani
vergi) ödüyorlardı.”

http://www.ilk-kursun.com/2010/01/cemal-sener-yazdialeviler’in-etnik-kimligi/#more... 14.01.2010
CEMAL ŞENER YAZDI:ALEVİLER’İN ETNİK KİMLİĞİ - İlk Kurşun Gazetesi Page 8 of 10

Görüldüğü gibi bu yöredeki üç büyük Alevi aşiret olan Atmalıları, Kılıçlıları ve Sinemililerin
Türkmen aşireti olduklarını Alman Mareşal ifade ediyor. Üstelik bu tanımı bilinçli yaptığını
cümlenin devamından anlıyoruz. Çünkü; Reşit Paşa’nın nüfuzlu Kürt beylerinin akıllarını
başlarına getirdikten sonra Türkmenler’den alınan vergiden söz ediyor.

Yine Osmanlı kayıtlarında; Malatya ve Maraş sancağından sözedilirken Cevdet Türkay,


Osmanlı İmparatorluğunda Oymak, Aşiret ve Cemaatler adlı kitapta, “yerli ve göçer
Türkman Ekradı (Türkmen Kürtleri) diye söz ediyor. Pazarcık ovasındaki Kılıçlılar için ise;
“Kılıçlılar kah Yörükan taifesinden, kah Türkman Ekradı (Türkmen Kürtleri) taifesinden”
sayılmaktadır.

Sosyolog Mehmet Eröz;(10) “Kendilerinin de komşularının da kabul ettiği gibi Pazarcık


Kurmançları Türkmen asıllı olup, içlerinde Çiğil Türkleri de vardır.” Burada iki uruk (boy-
aşiret) vardır… Bu iki boy Atmalı ve Sinemilli boyudur, diyor. Daha sonra ise; Atma
aşiretinin Rişvan aşiretine bağlı bir boy sayıyor. Sinemilli Mustafa Buyrukcan’dan edindiği
bilgilerden; Sinemillilerin Horasan’dan gelen bir Türkmen boyu olduklarını, dedelerinin
Türkçe konuştuklarını, Yavuz Selim-Şah İsmail çatışmasında Elazığ Keban’da olduklarını
o olaydan sonra dağıldıklarını Maraş taraflarına daha sonra yerleştiklerini anlatıyor.

Sosyolog Mehmet Eröz; “Kalmuk Türklerinin yerleşme yerlerinden birinin adının ‘Sarız’
olduğunu gösterdik. Kayseri’ye bağlı Sarız’da Türkçeyi unutmuş olan ve Kurmançça
konuşan, Alevi cemaatlerin oturuyor olması, konumuz bakımından üzerinde durulmaya
değer bir hadisedir.” dedikten sonra bunlara “Badıllı” denir ki diye devam ediyor. Badıllı
Oğuz boylarından Beydili’nin bozulmuş şeklidir açıklamasını yapıyor.

P.A.Andrews’in“Türkiye’de Etnik Gruplar” adlı kitabında “Bazı yörelerde de özellikle


Kars’ın Selim ve Ardahan ilçelerinde Zazalar, Türkmen adıyla anılmaktadır.” şeklinde
kayda değer bir tespit yapıyor.

Konu ile ilgili önemli bir belgede, Dersim milletvekili Hasan Hayri Bey’in1921’de Türkiye
Büyük Millet Meclisi’nde(14) yaptığı tarihi konuşmasıdır. Bu konuşmasında Hasan Hayri
Bey; Harzem’den gelen ve Türkçe konuşan atalarına Selçuklu Sultanı Alaattin
Keykubat’ın buralara yerleşme izni verdiğini, Yavuz Sultan Selim zamanında Harzem’li
Alevi Türkler’in can güvenlikleri nedeni ile, Dersim dağlarına çekilmek zorunda
kaldıklarını ve bu tecrit neticesinde kendilerini gizlemek için Kürtçe öğrendiklerini, süreç
içinde Türkçe’den uzaklaşarakKürtleştiklerini belirtmesi çok anlamlıdır.

Bu konuda; Ziya Gökalp’in, Bruınessen’in, Mehmet Şerif Fırat’ın, Mehmet Eröz’ün, Ord.
Prof. Dr. Ömer Lütfi Barkan’ın, Prof. Dr. İrene Melikoff’un, Hasan Hayri Bey’in, ve daha
sayılması gereken bir dizi araştırmacı, tarihçi ve düşünürün saptamalarının ciddiye
alınması gerektiğini düşünüyorum.

Kürtleşme ve Türkleşme ile ilgili aşağıdaki yalın anekdotu sizlerle paylaşmak istiyorum.

“Erzurum Üniversitesi Ziraat Fakültesi emekli profesörlerinden Lütfi Ülkümen, Bingöl


yaylalarında Beritanlılar’a rastlıyor. Bunların ileri gelenlerinden Kekeç isimli biri asıllarının
Türk olduğunu, zamanla bunu unuttuklarını söylüyor. O esnada tepeden bir
“Aydınlı” (Yörük) iniyormuş. Orada koyun yaylamaya gelen oymaklardan imiş ve tam bir
zeybek kılığında imiş. Kekeç: Bak Hoca, bu Aydınlı’da beş on yıl sonra Kürt olur
demiş.”(15)

TARİHSEL KÜRTLÜK / SİYASAL KÜRTLÜK AYRIMI

Bu yazının amacı; Kürtçe ya da Zazaca konuşan Aleviler’in etnik kimliğine ilişkin


edindiğim fikirleri okuyucu ile paylaşmaktır. Bu şüphesiz konu ile ilgili tartışmalardan bir

http://www.ilk-kursun.com/2010/01/cemal-sener-yazdialeviler’in-etnik-kimligi/#more... 14.01.2010
CEMAL ŞENER YAZDI:ALEVİLER’İN ETNİK KİMLİĞİ - İlk Kurşun Gazetesi Page 9 of 10

tanesidir. Ne ilktir ne de son olacaktır. Bu düşüncelere karşın kim nasıl dilerse kendini
öyle ifade edebilir.

Alevi olan bir kimse Türk de olabilir, Arap da olabilir, Arnavut veya Kürt de olabilir. Bu
yazıdaki amaç; ülkemizdeki tarihsel ve sosyolojik gelişmelere koşut olarak Kürtçe ya da
Zazaca konuşup kendini ısrarla Türk ifade eden Alevi’nin kimlik tanımlamasını anlamaya
çalışmaktır. Yoksa sosyolojik olarak bir kimse, Türk olup Aleviliği veya Sünniliği
benimseyebileceği gibi, Kürt olan birisi de Aleviliği, Şafiiliği, veya başka inancı
benimseyebilir. Bu sosyolojik olarak mümkündür. Ama ülkemiz gerçeğinde, tarihsel
olarak durum nasıl gelişmiştir. Alevi olup Kürtçe veya Zazaca konuşan insanlar neden
kendilerini ısrarla Türk diye ifade edebiliyor. Bu araştırma bu soruyu düşünmeye yönelik
bir çabanın sonucu olarak algılanmalıdır.

Bu araştırmanın savunucusu olarak, son on yıldır Alevi olup Kürtçe ya da Zazaca


konuştukları halde kendilerini Türk olarak ifade eden Alevi yerleşmelerinin % 75’ini
gezmiş, görmüş birisiyim. Örneğin; Erzincan’a bağlı Tercan, Çayırlı, Kemah, Üzümlü,
Refahiye, Kemaliye’ye bağlı yaklaşık 400 Alevi köyünü gözlem amacıyla gezdim. Sivas’ın
Zara, Hafik, İmranlı köylerini Malatya’nın Doğanşehir, Akçadağ, Kürecik, Hekimhan,
Yeşilyurt ve bazı köylerini Adıyaman’ın bazı köylerini, Pazarcık ve Elbistan’ın bazı
köylerini gezdim. Bu köylerde yaklaşık 1500 civarında insan ile görüştüm. Buna İstanbul-
Şahkulu ve Karacaahmet Dergahlarında rastladığım Tunceli’li, Antep’li, Maraş’lı Alevi
yaşlılarını da ekleyince bu rakam yaklaşık 3000 kişiyi buldu.

Kendileri Zazaca veya Kürtçe’yi bildikleri halde hatta Türkçe’yi bozuk bir şive ile
konuştukları halde bugün yaşı 60’ın üstünde olan ve kendisini Kürt ya da Zaza diye ifade
eden yani Türk olmadığını ifade eden bir tek Alevi’ye rastlamadım. Kendisini Kürt ya da
Zaza olarak ifade eden kesim ise; son yıllarda Kürtçülük veya radikal sol rüzgardan
etkilenen azınlık bir gençlik kesimidir. Bu kesimin savunduğu Kürt ya da Zaza kimliği ise
tarihsel değil siyasi bir kimlik olarak kabul edilebilir.

Bu genç kesimin anne, baba ve dedelerinin kendilerini Türk olarak ifade etmelerine karşı
yönelttikleri eleştirel cevap ise; “asimile” olduklarıdır.

O yaşlarda ben de kendimi Kürt sanıyordum. Annem Gümüşhane-Kelkit’li bir Türkmen


köyüne mensup idi. Babam, dedem Tunceli-Ovacık’lı idi. Babam kendisini Türk olarak
ifade edince onun asimilasyon sonucu Zazalığı değil de Türklüğü savunduğunu
düşünüyordum. Babam ise ısrarla 30 yıl boyunca kendilerinin Horasan’dan gelen Türkler
olduklarını Zazaca’yı sonradan öğrendiklerini bana anlatmaya çalıştı.Annem babamla
evleninceya kadar bir tek kelime Kürtçe bilmezmiş.Evlendikten sonra aradan 15-20 yıl
geçince annem hem Zazaca’yı hemde Kurmançça’yı ana dili kadar güzel
konuşuyordu.Biz çocukları annemin ana dilinin Zazaca olduğunu sanıyorduk.Ama
anneanneyi dayıları ve kendi köyünden bir tek kişinin bile Zazaca bilmediğini görünce çok
şaşırmıştık.

Ben babamın Kürt olsa idi asimile olamayacağını, tam tersine Türk olduğu için asimile
olduğunu, Türk Tarihi’ni, Osmanlı Tarihi’ni ve Alevi Tarihi’ni okuyunca öğrendim.
Gerçekten ortada bir asimilasyon vardı ama bu benim iddia ettiğim gibi değil, babamın
iddia ettiği gibiydi. Çünkü Osmanlı Türkmen ve dolayısıyla Türkmenler de Alevi olduğu
için Alevi karşıtı idi. Türkmenler canlarını kurtarmak için Osmanlı’nın ulaşamayacağı dağ
köylerine çekilmişler. İşte Kürtçe ya da Zazaca o zaman devreye girmiş. Osmanlı Kürt
düşmanı değil Türkmen ve Alevi karşıtı imiş. Kürtler’in bırakalım asimile olmasını,
Osmanlı tarafından korunup kollandığını görüyoruz.

Osmanlı’da özel mülk olmadığı halde, tüm mülk Allah adına padişahın olduğu halde,
tımar sistemi olduğu halde bakıyoruz; Kürdistan’da özel mülkiyet var ve mülk babadan

http://www.ilk-kursun.com/2010/01/cemal-sener-yazdialeviler’in-etnik-kimligi/#more... 14.01.2010
CEMAL ŞENER YAZDI:ALEVİLER’İN ETNİK KİMLİĞİ - İlk Kurşun Gazetesi Page 10 of 10

oğula padişah fermanları ile geçiyor. Hatta Kürt ağaları Osmanlı’ya yaptıkları yararlılıklar
karşılığı fermanlarla mülk ediniyorlar.(16) Hem de o mülkler babadan oğula miras ile
geçebiliyor.

Yani Osmanlı’da Kürt olmak avantaj. Celali ve benzer ayaklanmalarda canını kurtaran
Türkmenler Kürt bölgesine sığınarak ve Kürtçe’yi öğrenerek canlarını kurtarıyorlar. Çünkü
Türkçe bilenin “katlı vacip”tir.

KAYNAKÇA

1. Martin Van Bruınessen, Alevi Kürtlerin Etnik Kimilği Üstüne Tartışma, Birikim, S. 88, s.
38.

2. Cevdet Türkay-Osmanlı Belgelerinde Aşiret Oymaklar ve Cemaatler,

3. Pir Ahmet Dikme, Haykırıp Duyuramadıklarım, 1999, İstanbul, Ant Yayınları.

4. Bilal Aksoy; Tarihsel Süreç İçinde Tunceli, s. 134-135.

5. Mehmet Şerif Fırat, Varto Tarihi, s. 75.

6. Ali Kaya, Dersim Tarihi, İstanbul, Can Yayınları, 1999.

7. İréne Mélikoff, Uyur İdik Uyardılar, CemYayınları, İstanbul, 1994.

8. Baki Öz, Koçgiri Olayı, Can yayınları, İstanbul, 1999.

9. Ziya Gökalp, Kürt Aşiretlerinin Hakkında Sosyolojik Tetkikler, Sosyal Yayınları, 1992.

10. Abdullah Öcalan, Savunma, Mem Yayınları, İstanbul 1999.

11. Feldmareşal H. Von Moltke, Türkiye Mektupları, Remzi Yayınları, İstanbul, 1969.

12. Mehmet Eröz, Doğu Anadolu’nun Türklüğü, İstanbul, 1982.

13. P.A.Andrews, Türkiye’de Etnik Gruplar, Zazalar bölümü, Ant Yay. İstanbul.

14. T.B.M.M. Gizli Celse Zabıtları, Ankara 1980, Cilt II, s. 252 (3 Teşrinievvel 1337,
Celse)

15. İslam Ansiklopedisi, Kürtler maddesi, s. 1101.

16. İsmail Beşikçi, Doğu Anadolu’nun Düzeni, s. 32-33.

İLK KURŞUN GAZETESİ

http://www.ilk-kursun.com/2010/01/cemal-sener-yazdialeviler’in-etnik-kimligi/#more... 14.01.2010